Kendi kendine biten ot anlamına gelir, kimilerinin ayrık otu diyerek yoldukları, onlar yoldukça yine aynı hatta daha fazla yerde daha fazla biten ot..heryerde bitebilen,başına buyruk, asi, kararlı, devrimsel yani biraz da...

Yüzük, Onlar, Biz

Türk kadınları-tamlamanın milliyetçi değil sadece toplumsal değerler açısından bir anlamı var!- için toplumsal hayatta en büyük meydan okumalardan biri eczanelerdir. O dönemlerde bu kategoride olmasam da özellikle son yıllarda herşey parfümerilere, büyük marketlere düşmeden önceki yıllarda bunun çok daha yakinen hissedilen ama bir türlü de açılmayan bir kutu olduğunu söylemek yalan olmaz herhalde. Neden eczane sorusunu içinizden sorarken aklınıza hangi seçenekler geldi acaba..
Paradoksuna rağmen akla gelen cevapların doğru cevaplar olduğunu bilmem mi acaba bu konuyu bu kadar bilinen ama bir o kadar madalyonun görünmeyen yüzü kılan?Okuyanın cinsiyetinden bağımsız sıkıntı yaratan ve bir o kadar da meydan okuma niteliği taşıyan-ama taşımaması gereken-konuları bilip de bilmemezlikten gelmemiz mi?
Hadi sayın bakalım hangisini (siz ya da kız arkadaşınız) gidip alsın istemezsiniz????
Sizin cevabınızı bilmem ama sanırım en sıkıntılı olanı gebelik testi almaktır. Çevreden duyduklarım arasında-ki bu insanların sayısı hiç de az değil- ilk sırayı saçma sapan ve tercihen sarı renkte bir yüzüğün sol yüzük parmağına takılarak ve mümkün olduğunca sol el kullanılarak eczaneye gidilmesidir. Yine bununla aynı sırayı paylaşan bir hareket de ikamet edilen yerden mümkün olduğunca uzak bir eczaneden alınmasıdır.Bu iki maddeyi analiz ederek başlayalım önce:
Yüzük bunun "gayri meşru" bir ilişki olmadığının kanıtıdır, zira eczacı ahlak zabıtasıdır (mıdır?değildir ama...). Zaten istenmeyen, olması ihtimalinden tedirgenlik duyulan bir gebeliktir bu, üstüne bir de bekar olunduğu eczacı ile paylaşılmamalıdır. Istense ve özlemle beklense ne diye eczaneden alınsın ki, gözlerde pırıltı ve heyecan ile doktora gidilir değil mi?Baskı daha bu noktada kendini gösterir, oysa sattığı ürün yelpazesi farklı da olsa gece yarısı şarap alınan bakkaldan bir farkı yoktur ki eczacının. Ama işte mesele sadece alınanda değildir, alınmasını gerektiren eylem sanki iki kişi arasında değil de yatak altında saklanan bir toplumsal değerle yapılmış gibi gelir o esnada..Ve yüzüğün yatak altında saklanan toplumdan alınmış onayı gösterdiği düşünülür. Kadınsanız kadınlığınız kurtulur; erkekseniz bir başkasının kadınlığını kurtardığınız..
Yüzük takmayarak meydan okumaya bir adım öteden başlayanların bile tercihi ise diğer seçenektir, uzaklaşmak..Çünkü yakındaki, her gün elinizde ekmek ve/ya sigara poşeti ile- kimi yalnız,kimi arkadaşlarınızla geçerken selam verdiğiniz insandır. Selam verdiğiniz insan olduğu için belki de en çok yatak altında saklanan insanlardandır. Uzakta olunca bilinmeyen yabancı olursunuz, bir turist kadar bile sorumluluğunuzu üstlenmezler. Ki turistlerin yol bulması için kendini parçalayan türk insanını hepimiz kanıksamışızdır..Ama tanımadığı bir yerli yabancı insanın vicdani sorumluluğunu üstlenmeyecektir sanki uzaktaki eczacı...
En uç örneği ise bu alışverişi her zaman erkek eczacılarda yapmayı tercih eden kesimdir. Neden erkek?Çünkü kadın bakışları anlam yüklüdür daha çok, bakarken konuşur ve herkes bilir ki kadınlar ayrıntıcıdır. Ve her kadının içinde bir anne vardır, ama en çok da aynı yerde yaşayan bir kadın..Sizin gibi ya da benzer meydan oku(YAMA)maları yapar. Erkekseniz de o bakışlardan anlarsınız "sizinkine" benzediğini ya da benzemediğini, ya da sizin içinizi okuduğunu/ okumaya çalıştığını en azından. Bir sıfatı mutlaka vardır, yoksa da kazanılmalıdır.
Bir erkekse anlamak için çok uğraşmaz, ya anlamıştır ya umursamamıştır. Gelip geçmiştir işte, hergün tekrarlanan onlarca alışverişten biridir. Hatta belki tuhaf bir yakınlık bile duyabilir kendi de aynı durumda kalmışsa ya da bırakmışsa..Benzediğinden ya da benzettiğinden durumu bir nevi suç ortaklığı, kader birliğidir onu tepkisiz kılan....Ondan rahatsınızdır, siz üzerinde durmadıkça o da durmayacaktır gelip geçecektir işte bir anda. Sıfatsızdır ona kalırsa ve erkeği tercih edilir kılan da bu sıfatlandırmama halidir.
Tüm tercihlerin ardından kapının dışına adım atıldığında rahatlamanın yanı sıra sıradanlaşma da başlar, derler. Aslında hiç de o kadar zor olmadığının sıradanlaşması, ya da "o bakışları en tercih edilmeyen seçeneklerle göğüsledim" meydan okumasının yarattığı özgüvenin sıradanlaşması:)
Oysa her ikisi de aynı kapıya çıkar, meydan okumamız da okuyamamız da başkalarının tartılarında ağırlığını bulur...
*yazıda geçen durum ve kişiler tamamen gerçek mahsulüdür, benimdir, sensindir, odur,bizizdir, sizsinizdir, onlardır..ama en çok da onlardır değil mi???

Hiç yorum yok: